Yazdığım şeylere başlık atmaktan tarifsiz bir zevk duyuyorum. Sürecin en hoşuma giden yanıdır bu. En son şapkasını takıp dışarı çıkması gibi insanın. Kendini dışarı atması… Evet, başlığı en son konduruyorum yerine; yazdığım şeylere belki de hiç kondurmadığımı bile bile. Olsun ya da olmasın. Ve hayır, tarifen söylemiyorum. Edemem de zaten tarif. Yoksa yazdığı yazılara çoğu zaman ne ilgisi var denebilecek ilgisizlikte(!) başlıklar atan birinin itiraflarını okuyor olurdunuz şimdi, aşağıda bulunan paragraflar yerine. Çünkü anlatması, anlatmam uzun sürer. Bu yazıdan daha uzun.
Anlar mıyım, bilmiyorum üstelik.
Bunu kendime yapamam. Kendi kendiliğime…
…
Eski paradigmanızı getirin, size yepyeni bir paradigma verelim!
Yazdığım başka başka şeylerin arasında “paradigmalar, seni beni bilmez çünkü.” diye bir laf etmişliğim olmuştu, fi tarihinde; —Gestalt psikolojisi’ni katlettikten bir süre sonra.
O paradigmalar… Continue reading





