Topla gel!..

Yazdığım şeylere başlık atmaktan tarifsiz bir zevk duyuyorum. Sürecin en hoşuma giden yanıdır bu. En son şapkasını takıp dışarı çıkması gibi insanın. Kendini dışarı atması… Evet, başlığı en son konduruyorum yerine; yazdığım şeylere belki de hiç kondurmadığımı bile bile. Olsun ya da olmasın. Ve hayır, tarifen söylemiyorum. Edemem de zaten tarif. Yoksa yazdığı yazılara çoğu zaman ne ilgisi var denebilecek ilgisizlikte(!) başlıklar atan birinin itiraflarını okuyor olurdunuz şimdi, aşağıda bulunan paragraflar yerine. Çünkü anlatması, anlatmam uzun sürer. Bu yazıdan daha uzun.

Anlar mıyım, bilmiyorum üstelik.

Bunu kendime yapamam. Kendi kendiliğime…

Eski paradigmanızı getirin, size yepyeni bir paradigma verelim!

Yazdığım başka başka şeylerin arasında “paradigmalar, seni beni bilmez çünkü.” diye bir laf etmişliğim olmuştu, fi tarihinde; —Gestalt psikolojisi’ni katlettikten bir süre sonra.

O paradigmalar… Continue reading

Göz göz olmuş sinemdeki yaralar

göz göz olmuş sinemdeki yaralar

Atomların kafalarını birbirine tokuşturarak atomun beynindekileri açığa çıkartamazsınız; ortaya çıkan şey, beyni dağılmış bir atom beyninin beynindekiler olabilir ancak. O da, denk getirebilirseniz.

Beynin dağılmadan önceki haliyle dağıldıktan sonraki hali aynı değil. An farkıyla… Ve atomun, atom altının “an”ları “hız”dan hızlı.

Öbürü, beynin salata halidir. Söğüş beyin. Ve yanında limon…

Nefis! Continue reading

yazılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Bir nedensellik arası işlevsellik bir ayran

Adam gastesine kayıtsızca baktı. Evirdi çevirdi, dikkatli bir kayıtsızlıkla okudu, okudu, okudu… Yine okudu; o haber benim, şu yazı senin, ilanlar herkesin, ve sonra… Sonra dedi ki: Continue reading

yazılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Yok

Ve sonu “var mısın” gibi —basitçe reddedildiğinde geriye dönüşü olmayan— iddialarda, vaadlerde bulunmaya kalkışan, daha-en-başından-yarısı-boş olanaklar sergileyen, buna “çabalayan” sloganlar…

Olur mu?..

Misal:

“En kaliteli filmleri, en yüksek kalitede, Windows Media Player’da izlemeye var mısın?” Continue reading

yazılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Hani…

“QUOTE

8.

Gelecekti ama o sana işte:-

Senin zorunlu anlamın — zor anlaman; ama, işte, öyle!

Geldi de — kuşkun olamaz artık.

Şimdi onu barındırmayı, ona barınak, sığınak olmayı öğrenmelisin — bütün ‘bildiklerini sandıkların’ı bir yana bırakıp, bir kenara atıp, onlardan kurtulup——— Continue reading

alıntılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Öyle böyle deyil…

“ne kavgalar gördüm zaten yoktular”

—Arpacık Soğan

sözler kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Samimiyet şablonlarına tipografi katkısı

Yellow Design Studio, Veneer (MyFonts, Rising Stars April 2012)

İşim bu ama durumsama’da “tasarım” yazıları yazmıyorum. Görür görmez (okunur okunmaz?) böyle denebilecek yazılar, daha doğrusu…

Aslına bakarsanız, her yazı ya da yerleştirme (itkisini de hesaba katarak —in medio) bir tasarımdır öncelikle; yapanının, edeninin tasarımcı olması gerekmezden evvel ve bir şart bile değilken. Özellikle öyle yapılmamışsa bile ve okuyan (bakan) kendine göre bir anlam devşiriyordur, farkında olsun ya da olmasın, şeklen de akış olarak da mutlaka — kaçarıyla: “ya da bana öyle geliyor”. Görünenin, anlatılanın haricinde oluşan uzamı, istemli ya da istemsiz ama kendiliğinden oluşan amaca hizmet etsin veya etmesin, sonuçta yansıyabilen genel algıya işaretle… İçerik bir yana, içeriğin bulunduğu ortamla ve kendi bünyesini oluşturan unsurlarla (tek bir nokta, bir virgül ya da bir boşluk, boşluklar, tüm bunların oluşturduğu alanlar) ilişkisi bakımından… Bir yazıdan bahsediyor gibiyim haliyle ama her türlü medium için geçerli olduğunu düşünürüm bunun. Continue reading

yazılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

I’m at “Nerede olduğunun bilincinde olmak yazısı” w/ some others

Geçenlerde bir durumsama postasında John Berger’den birkaç alıntı yapmış, onun “Mekânla İlgili On Not”unda bahsettiği “Hiçbiryer”e öylesine bir dalıp çıkmıştım, durup dururken. Ertesi gün ancak, kulaklarıma kaçan suyu boşaltmak için olduğum yerde zıplayıp durduğumu farkedince, ancak o zaman, Oruç Aruoba’nın kitaplarından birinde yer verdiği, “Burada” yazısını hatırlayıverdim. Hatırladım hatırlamasına ama her istediğin zaman olmuyor her şey; olamıyor. Bugünü bekliyormuş… Ve işte, o yazıdan, hatırlı, hatıralı bir alıntı…

Yalnız, neredeliği anlatır bir “Tostumu yedim bekliyorum” tadında (kolaylığında) bir yazı değil bu. Yine de —ve elbette, onu bile— kapsadığı düşünülebilir belki, bir bakıma… Continue reading

Hele hala

“Real love (…) happens when there is no strategy, but it is very rare because most people are strategists.”

—Anita Brookner

sözler kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Biricikin kitabı

biricik-15-16

Bir kitap yazmıştım, kendi kendime. İsmi biricik.

Her biri birer kitap dolusu çok şey yazdım, başka başka şeyler, içinde şiir olanlarını yayımladım da hatta ama bu başka. Başkalarından çok daha başka değil, alelade bir e-kitap/kitap, hem e, hem de e olmayanı, ikisi birlikte, ama benim için biraz daha başka. Düz yazdıklarımdan yayımlayacağım ilkidir.

Ha, görünüm olarak bir farkı var, battal boyda dizgisi.

Bu da bunun notu olsun. Dünün anısına… Buraya da yazarsam, işi biter dedim.

Biter de… Durumsama’nın hatırı var.

“Pek yakında, gelecek program…”

yazılar kategorisinde yayınlandı

Kalıcı Bağlantı Yorum yapın

Vitrin

≤140

Join 597 other followers

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 597 other followers